Köşe Yazısı

Fani Dünya

Niceleri geldi neler istediler, 

Sonunda dünyayı bırakıp gittiler. 
Sen; hiç gitmeyecek gibisin değil mi? 
O gidenler de hep senin gibiydiler. 

Bu dünya kimseye kalmaz bilesin, 
Er geç kuyusunu kazar herkesin. 
Tut ki, Nuh kadar yaşadın zor bela, 
Sonunda yok olacak sen değil misin?

*****

Ömer Hayyam’a ait bu dizeler bizim evin duvarındaki levhada senelerce asılı durdu. İlk zamanlar belki de çocukluğun verdiği masumiyetle bunun ne anlam taşıdığını anlamamıştım. Zaman geçtikçe bunun ne anlama geldiğini, ne anlam taşıdığını daha iyi anlamaya başladım.

Şu günlerde koskoca bir yılı yolcu etmek üzereyiz. Bazıları için yeni bir yıl geliyor algılaması olsa da artık yaşı kemale ermiş aklı başında olanlar için hiçte öyle görünmüyor. Aslında yeni gelen yıl herkesin ömründen bir yılın daha uçup gittiğinin habercisi. Şimdi şöyle bir muhasebe yapalım. Bakalım kazançta mıyız yoksa kayıpta mıyız. Bu geçen bir yıl içerisinde neler yaptık. Tabi olaya sadece maddi olarak bakmamak lazım. Manevi olarak neler yaptık. Çevremizde komşularımızdan, arkadaşlarımızdan, akrabalarımızdan 2021 yılına girerken yanımızda kimler vardı, şimdi neredeler? Peki bayramlarda barışmak gerekirken, hatta Müslüman kişi Müslüman kardeşine üç günden fazla küskün kalmaması gerektiği halde küslükler devam ediyor mu?  Daha böyle kendimize onlarca soru sorabiliriz. Peki şimdi 2022 için hazırlık yapılıyor. Hiçte Müslüman birine yakışmayacak şekilde yeni yıl kutlamalarına hazırlanıyoruz. Vitrinler süslenmiş vaziyette. Neyi kutladığımızı bilmeden herkes ne yapıyorsa biz de yapalım mantığıyla bize dayatılan bu saçma kutlamalara alet olmayalım. Daha birkaç ay önce Hicri Yılbaşı geçti. Kimin haberi oldu. Hangi Gayri Müslim bu yılbaşını biz de kutlayalım demiştir. Hatta kaç tane Müslüman kardeşim Hicri Yılbaşını ihya etmiştir. Televizyon ve internet kültürüyle yetişen çocuklar, çarpık eğitim sistemi ve en önemlisi sokak kültürü. Zaten aile yapısı değişmiş, komşuluk ve akrabalık ilişkileri rafa kalkmış. İslam’dan uzaklaşmış ve batının bize dayattığı yozlaşmada son perde oynanıyor. Bir toplumdan Allah korkusunu, Peygamber sevgisini söküp atarsanız yaptığınız modern adliye saraylarıyla övünürsünüz, yaptığınız hapishanelerin son sistem olduğuyla övünürsünüz. Mesele insanları o durumlara düşmeden kurtarmaktır. Mesele insanlara insan sevgisini aşılamaktır.

Gelip geçici heveslere yenik düşüp asli görevlerimizden uzaklaşmış durumdayız. Bugün huzur evleri, yaşlı bakım evleri dolmuş taşmış durumda. Allah aşkına söyler misiniz, bu hangi inanca, hangi kültüre sığıyor. Çocuklara televizyondan ve internetten aldıkları kültüre göre 18 yaşından sonra özgürlüklerine kavuşacaklarını  aşılıyorlar. Yani topla tüfekle yıkamadıkları bir toplumu Kur’anı elinden alınarak, kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizilerle bezenmiş bir televizyon nesli yetişiyor. Hatta islami sayabileceğimiz kanallar dahi belli kalıplara sokulmuş durumda. Onların da belli saatler dışında  izlenecek ve evlatlarımıza izlettirilecek durumu kalmamış. Örneğin bir komşumuzda hummalı bir yılbaşı hazırlığı yapılıyor. Soruyorum ya kardeşim müslümanın yılbaşı kutlamasıyla ne ilgisi olabilir? Cevap hazır; çocuklar istiyor, televizyonda görmüşler. Allah Allah, çocukların istediği mi olacak yoksa Allah’ın istediği mi yapılacak. Ama maalesef günah sayılan birçok şey günümüzde mübah muamelesi görüyor. Artık bankaların ne kadar faizle kredi verdiğini birbirimize sorar olduk. Sanki sıradan bir şeymiş gibi. Sanki Allah Resulü’nün ”Faiz alanda verende  Allah’a ve Resulüne savaş açmıştır” hadisi şerifi günümüze hiç ulaşmamış gibi. ”Kişi kimi seviyorsa onunla haşr olacaktır” Hadisi şerifini hiç duymamış gibiyiz. ”Hak geldi batıl zail oldu” Ayeti Celilesine Kur’an’da hiç rastlamamış gibiyiz. Peki, Allah’ın ”Batıl” dediği Dinlerin mensuplarının yaptıkları sapkın adetler neden bizleri cezbediyor? Öyleyse bu dünya fani değil mi? İmtihan dünyası değil mi?

”Ölüm en büyük vaaz” demişti o güzeller  güzeli Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Vazgeçilmezlerimiz şimdi mezarlıkları doldurmuş değil mi? Bunlardan ders almazcasına Dünyanın arzu ve heveslerine kendimizi kaptırmışız. Sanki ölüm bize gelmeyecek gibi yaşantımızı sürdürmekteyiz. Azrail (a.s.)’ın bizleri günde birkaç kez yokladığından habersizcesine…

Peki ne yapmalıyız?

Müslüman bir ceddin  torunları olduğumuzu unutmadan, bu ülkeyi bize emanet edenlerin kemiklerini sızlatmadan, ölmüşlerimize beddua okumadan, dirilerimizin de canına okumadan irkilip kendimize gelmeliyiz. Batının emirlerine değil de Allah’ın emirlerine sımsıkı sarılmalıyız. Şu “Tek dişi kalmış canavar”ın cezbettiği yılbaşı kutlamalarına alet olmayalım. Çocuklarımıza da bu bizim örf, adetlerimizde ve en önemlisi dinimizde olması uygun görülmeyen bir davranış olduğunu aşılıyalım. Bu gece koca bir yıl neler yaptık neler yapmadık şeklinde muhasebe yapalım. Kayıpta mıyız kazançlı mıyız bunun hesabını yapalım. Ömrümüzden bir yıl daha kopup gidişine üzülelim. Ve bundan sonraki kalan ömrümüzü hem maddi hem manevi olarak kayıpsız ve kazancı bol şekilde geçirmeye gayret edelim. Hayatımıza yeni bir sayfa açıp, Dünya hayatımızı idame ederken Ahiret hayatımızı da aklımızdan çıkarmayalım. Bu dilek ve temennilerimle hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Selam ve dua ile… 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatın