Köşe Yazısı

Altınçevre

Yüreklerin ve kalplerin her zaman orası için attığı, aklımıza geldiği her an her dakika özlemiyle yanıp tutuştuğumuz köyümüz, memleketimiz… Tertemiz havası, buz gibi suyu, vefalı ve cefalı insanları, dağları, taşları, yaylaları, bunların hepsini bir çırpıda film şeridi gibi hafızamızda canlandırdığımız zaman yüzümüzde oluşan güzel bir tebessüm, tatlı bir mutluluk. O anda insanın içinde farklı bir özlem oluşuyor, bu özlem ne yar özlemi, ne sevgi özlemi, bu tarifi olmayan başka bir özlem. Özlemlerin en büyüğü memleket özlemi, sıla özlemi, Altınçevre özlemi…

Bu özlemi memleketinde doğup büyüyen hayatının çocukluk dönemlerini köyünde geçiren daha iyi bilir. Bilir köyde yaşamanın zorluklarını, imkânsızlıklarını. O çocuk yaşta çocukluğun ne olduğunu bilmeden, kendi yaşıtlarının şehirlerde anne babalarının gözetiminde parklarda oynarken bisiklete binerken, bilgisayar başında çeşitli oyunlar oynarken onlar, o zor şartlarda yırtık ayakkabılarla, omzuna astığı çantasının içinde annesinin hazırladığı kuru ekmekle, biraz güvermiş köy peynirini alarak sabahtan akşama kadar koyun sürüsünün peşinde hayvan otlatmayı, dağlardan merkebiyle, atıyla veya deli katırıyla yaz kış yakmak için köyden kilometrelerce uzaktan odun taşımayı, tarlalarda o yazın sıcaklığında ekin biçmenin ne kadar zor olduğunu…

Yaşamışızdır birçoğumuz köyde okumanın ne kadar imkânsız olduğunu. Beş sınıfa bir öğretmenin eğitim verdiği, bir defterle beş seneyi bitirdiğimiz günleri hatırlar birçoğumuz…

İşte bu zor şartlar altında yaşadığımız köyümüzü memleketimizi çeşitli nedenlerle terk etmenin üzüntüsünü çekerek, hasretine katlanarak, yaşam mücadelesi verdiğimiz gurbette bir araya gelince, neyi hatırlarız biliyor musunuz; çobanlık yaparken büyük gölde balık tutmanın zevkini, sulama amacıyla yapılan düzlerdeki rahmetli Hasan dedemin havuzunu yarıya kadar boşaltıp o yazın sıcaklığında serinlemenin tadını, tilki deliğindeki tarlalardan nohut çalıp yemenin veya Demircilerin cevizlerinden ceviz toplamanın zevkini, öküz arabalarıyla sap çekmenin, harman sürerken düvene binmenin zevkini özlemini hasretini hatırlarız.

Memleketinden kopup gurbet ellerde kendisine yeni bir hayat kurup, zor şartlar altında evlatlarımızın istikbalini kuracağız hazırlayacağız derken, gençliğimize de, geçmişimizi unutturmamak için, tabi ki geçmişi yaşamalarını istemiyoruz ama nereden geldiklerini, anne, baba ve dedelerinin ne zorluklarla ne şartlarda mücadele verdikleri topraklarını unutmamaları için büyük şehirlerde yaşayan gençlerimize bazı şeyleri öğretmek de bizlere düşüyor. Önemli olan bizim ve çocuklarımızın ilerisi ve geleceği. Anlatmak istediğim esas konu sosyal ve kültürel anlamda çarpık şehirlerde ayrı ayrı bölgelere bölünmüş köy halkımızın dayanışmasını, geleceğin umutları gençlerimizin, akraba bağlarını ve kaynaşmayı sağlayıcı, birlik ve beraberliğin, buluşma noktası, düğünlerde, bayramlarda, cenazelerde kültürümüzü örf ve ananelerimizin devamı için toplumsal ve sosyal anlamda gençlere anlatacağımız öğreteceğimiz ve bizleri tek çatı altında toplayacak yer yine derneğimiz.

Ben şimdiye kadar dernekçilik anlamında ne oldu neler yapıldı diye sormayacağım. Sadece arkamıza biraz bakarsak göreceğiz neler olmuş neler yapılmış ve neden bir şey olmamış. Şunu herkes iyi biliyor ki, dernekten ve dernekçilikten takdirle tüm toplumda bahsedilmesini sağlayan tek unsur derneğimizin güzide yöneticileri ve değerli üyelerin samimi oluşudur. Bu bağlılığımızı birlikteliğimizi devam ettirmek için toplumda daha iyi yerlerde ola bilmemiz için dernekçilik çatısı altında toplanmaya mecburuz.

Belki de Şebinkarahisar’ımız da dernek kültürüne sahip en eski köy özelliğini taşıyan Altınçevremiz, bazı köy sorunlarından dolayı yıllardır uzayıp giden kısır çekişmelerden nasibini almış en şanssız köylerden bir tanesidir. Ama şunu da belirtmekte fayda görüyorum. Bu derneklerden kimse çıkar beklemesin, bu dernekten kimseler nemalanıyor sanılmasın, bu dernekte yönetimde olanlar bu işin kaymağını yiyor diye arkalarından söz edilmesin. Ben yıllarca derneklerin hem yönetim kurullarında hem de içinde bulunan bir kişi olarak, gördüğüm ve izlediğim çalışmalarda, derneğin içler acısı durumunu gördüm. Yeri geldi, bırakın dernek lokalinin kirasını ödemeyi, telefonunu bile yönetimin cebinden ödediğini biliyorum. Derneğin kasasına ek olarak aidatlar dâhil hiç bir paranın girdiğini görmedim. Sadece bazı arkadaşlarımızın çalışmalarıyla bayramlarda, pikniklerde toplanan bağışlarla ve aidatlarla ayakta durduğunu biliyorum, ama bunlarla da olmuyor.

Yaklaşan genel kurul öncesinde yeni seçilecek yönetimin tek yürek olup ekip halinde çalışmaları gerekiyor. Bu çalışmalar neticesinde güzel ve coşkulu bir birliktelik ortaya çıksın. Bu güzellikleri yakalarsak, zor şartlarda gurbette ve köyde yaşayan üyelerimize, imkânsızlıktan çocuklarını okutamayan kardeşlerimize, hasta ve yoksul köylülerimize, yardımcı olabiliriz. Bizler iyisiyle, kötüsüyle, hüzün’üyle, neşesiyle, derdiyle, kederiyle, birbirimizin yanında olmak için uğraş verenlerin yanında olalım.

Özellikle gençlerimize sesleniyorum, köyümüze ve derneğimize sahip çıkalım

Muhammed Kerim Koç

1996 yılında Giresun Şebinkarahisarda dünyaya geldim. İlk ve orta öğretimi şebinkarahisarda tamamladım. Liseyi şebinkarahisar Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinde bitirdim. Üniversite için de Şebinkarahisar Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulunda Bilgisayar programcılığını okudum. Üniversite stajı için gelmiş olduğum özel bir firmada işe başladım ve halen aynı iş yerinde devam etmekteyim. Kendimi geliştirmek için Bilge adam akademiden sistem uzmanlığı eğitimi aldım. Sanallaştırma ve Ağ tarafında kendimi sürekli olarak geliştiriyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ayrıca Kontrol Edin
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi kapatın